Bilderberg Kulübü

club-bilderberg-gobierno-mundial (Kopyala)Bu kurum hakkında çok yazıldı ve anlatıldı. Buna rağmen işlevi ve yapısı hakkında ortada geniş bir bilgi yok. Bu örgüt hakkında efsaneler dolaşmaktadır. Bir çok komplo teoristi ve ciddi uzmanlar bu örgütü “dünya hükümeti” ve ya “insanlık kaderinin belirleyicileri” olarak tanımlamaktadırlar. Zamanının en etkili siyasilerini, maliyecilerini ve düşünürlerini kendi bünyesinde toplamasını göz önünde bulundurursak, bu söylentiler pek de haksız sayılmazlar. Tanışalım – Bilderberg klübü.

Geçtiğimiz mayısın 29’u bu etkin grupun üçgünlük zirvesi yapıldı. Bu yıl grubun ilk toplantısının 60. yıldönümü olması nedeniyle dünyaca ünlü isimlerin katıldığı zirve çok daha şahşahalı bir şekilde düzenlendi.

Bilderberg klübü özenle seçilmiş yüzden fazla üyenin her sene katıldığı zirveden oluşan bir örgüttür. Katılımcılar toplantı sırasında alınmış kararları yerine getirmek ve konuşulanları gizli tutmakla yükümlüdürler. Kulüp kendi adını Hollanda’nın Osterbek kentinde ilk toplantısını ABD gizli servisinin koruması altında yaptığı Bilderberg otelinden almaktadır. II Dünya Savaşı sonrası yaralarını sarmakta olan Avrupa’yı, savaştan zaferle çıkan ABD kendi himayesine almak istiyordu. Avrupa ülkelerinin işine direk karışmak kamuoyunun tepkisini çekeceği için, NATO ülkeleri ve çokuluslu şirketlerin yönetiminin faaliyetini koordine edebilmek için bir “birliğe” ihtiyac vardı. Kulübun ilk zirvesini düzenleyenler arasında Rockfeller Vakfın’ın başkanı David Rockfeller, Carnegie Vakfı (Bilderbeg kulübü ana ofisi Carnegie Vakfı’nın New York’taki binasında yerleşmektedir) başkanı Joseph Jonson’u gösterebiliriz. CIA, Chatham House (Royal Institute of International Affairs), Schroder Bankası başkanlarının ve New York Times gibi önemli basın kuruluşlarının yönetimleri ilk zirveye katılanlar sırasındaydılar. Fakat örgütün gerçek sahipleri olarak kulüb üyelerini belirleyen Edmond de Rothschild ve Laurence Rockefeller bilinmektedir.

Bilderberg kulübünün ilk başkanı Hollanda Kraliçesi Juliana’nın eşi Prince Bernhard idi. Bundan önce Nazi Almanyası’nda yüksek rütbeli subay oluşu onun geçen yüzyılın 50. yıllarında Rothschild’lere ait olan Royal Dutch Shell şirketinin esas hisse sahibi olmasını engellememişdi.

Örgütün kuruluşu sırasında belirlenen esas hedefler olarak, kendi merkez bankası ve para birimine sahip olan Avrupa süper devletin oluşması ve savaş sonrası İngiltere tarafından başlatılarak şimdiye kadar başarılı bir şekilde ABD hükümeti tarafından uygulanan, Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinin siyasi ekonomik ve askeri alanda yakınlaşmasını öngören Euroatlantism ilkelerinin gerçekleşmesi idi. Külübün nihai hedefi ise uluslarüstü tek bir hükümetin kurulmasıdır.

“Creme de la creme”

Bilderberg kulübü üç halkadan oluşmaktadır. Oldukca geniş olan “Dış halka”ya kulüp üyelerinin yarıdan fazlası girmektedir. Kulüp stratejisinin uygulanması amaçları ve yöntemleri konusundaki farkındalıkları sınırlıdır.

Yönetim Kurulu: daha kapalı olan bu halka, klübün işlevi ve görevleri konusunda haberdar olan 35 kişiden oluşmaktadır. Örgütün en önemli ve en kapalı birimi ise sayısı 10’u geçmeyen üyenin bulunduğu Danışma Kurulu’dur. Külübün tüm işlerinden bizzat haberi olanlar ve kararalma süreceinde sınırsız yetkiye sahip olanlar onlardır.

Günümüzde örgütün sabit üyeleri arasında Edmond James de Rothschild, David Rockefeller, Zbigniew Brzezinski, Henry Kissinger, Romano Prodi, Hollanda Kraliçesi Beatrix, İngiltere tahtının veliahtı Galler Prensi Charles, İspanya Kraliyet ailesini gösterebiliriz. Toplantılarda Condoleezza Rice, Colin Powell, Hillary Clinton (kocası Bill Clinton’da klüb üyesidir) olmak üzere altı ABD Dışişleri Bakanı, İngiltere’nin altı başbakanı, Fransa, Finlanda, İspanya, Almanya, Belçika, Portekiz, Polonya, Canada, İsveç gibi ülkelerinin üst düzey yönetim temsilcilerini, AB ve NATO yetkililerini görebiliriz.

Bilderberg uzmanları, Batılı devletlerin hükümetlerine ve çok uluslu şirketlerin yönetimindeki kilit pozisyonlara olan adayların önce klüp toplantılarında gözden geçirildiğini ve onaylandığını savunuyorlar.

Külübün esas üyeleri ayrıca bilimsel ve teknik gelişmeyi etkilemektedirler. Ulusal, bölgesel ve küresel araştırma ve bilim merkezlerinin Bilderberg üyelerinin başında bulunduğu mali kuruluşlar tarafından finanse edildiğini dikkate alırsak bu tezin de doğruluğunu görürüz.

Hollanda Askeri Belgeler Enstitüsü araştırmacısı, Avrupa tarihi konusunda kitapların yazarı Gerard Aalder’e göre: “Bilderberg konferansı etrafından ne kadar dedikodu dolaşırsa dolaşsın her şeyden önce unutulmaması gereken, Bilderberg klübünün trilyonlarca dolar potensiyel yatırıma sahip olmasıdır”.

Zapt edilemez duvarlar arasında

Bu sene yapılan Bilderberg Kulübü toplantısına NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, ABD ve İngiltere eski istihbarat başkanları David Petraeus ve Alexamder Keith, İMF başkanı Christine Lagarde, İngiltere istihbarat başkanı John Sawers ve b. katılmışlardı. Ayrıca Avrupa ülkelerinin çeşitli bakanlarının katılıdğı toplantıda Avrupa’dan, Amerika’dan ve batı yanlısı Pasifik ülkeleri olan Güney Kore ve Japonya’dan nüfuzlü siyasiler, iş ve bilim dünyasının ileri gelen isimleri yer almaktaydı.

Bu yılkı gündemin konuları: Ukrayna, İran’dan Çin’e nükleer diplomasisi, küresel ekonominin toparlanma umutları, Avrupa Parlamentosu’na yapılan son seçimler ve AB karşıtı siyasi partilerin güclenmesi, Orta Doğu’nun yeniden şekillendirilmesi (!), dünya nüfusu problemleri, demokrasi ve orta sınıfın geleceği veri gizliliği sorunu.

Son paragrafın dünyanın en gizli toplantılardan birinde ele alınmasının ironik bir yönü vardır. Katılımcıların Kopenhag’da bir araya geldiği otel üç metrelik çift seyyar duvar ile tün dünyadan ayrılmıştı. Küreselleşme karşıtı bazı kalabalık gruplar kendi sloganlarını çok uzak mesafeden dile getirebiliyorlardı. Zirveden haber yapmaya çalışan iki gazeteci anında göz altına alındı.

Şöyle bir manzaranı gözlerimizin önüne getirelim: Her şeyimizi bilen Google şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Eric Schmidt ve en özelimizi paylaştığımız Facebook’un esas yatırımcılarından olan Peter Thiel, İngiliz İstihbarat Şefi John Sawers ve Edward Snowden olaylarından sonra adı çok duyulan Amerika Merkezi Güvenlik Servisi, aynı zamanda ABD Siber Komutanlığı Başkanı Alexandr Keith’le bizlerin özel hayatının güvenliği ve gizlilik felsefesi konusunda fikir alış verişi yapıyor. Ve tabii ki bu tür fikir alış verişleri ses geçirmeyen yüksek duvarlar arasında yapılmalıdır.

Bazılarına göre Bilderberg toplantıları sadece eski memurların ve sosyetik insanların bir araya geldiği masumane buluşmadan başka bir şey değildir. Ancak bu tür fikirlerin ne kadar komik ve anlamsız olması çeşitli gerekçelerle ispatlanmaktadır.

Batılı elitler konusunda uzman olan kişilerin görüşlerine göre, üst düzey yetkililer hiç bir zaman tamamen istifa etmezler. Bir birimde çalıştıktan sonra çok kolay şekilde başka bir örgütte işe başlayan bu insanlar günümüzde gelişmiş devletlerin çıkarları ile çok uluslu şirketlerin çıkarları üst – üste düşdüğünden ister devlet sektörü isterse de özel sektör çıkarlarını birleştirebiliyorlar.

“Eski” üst düzey memurların ne kadar aktif sosyo – politik faaliyetlere katılmaları, çok uluslu şirketlerin ve bankaların yönetim kurullarındakı koltukları işgal etmelerininden emin olmak için internette küçük bir araştırma yapmak yeterlidir. Dışişleri bakanları, devlet sekreterleri büyük vakıfların mütevveli heyetlerinin üyeleri o mevkilere Ay’dan düşmedikleri gibi mevki sonrası da onları şehrin dışındaki şirin kasabalarda anılarını yazan unutulmuş ihtiyarlar olarak göremezsiniz. Peki ya eski istihbarat subayları? Yoksa onlar mı emekli olur olmaz saf dışı bırakılmaktadırlar?!

Bu tür organizasyonları basit bir tatil ve ya bilgi alış verişi olarak değerlendirmek de saflık olurdu. Her saniyesinin dolu olduğu, yoğun iş grafiğine sahip çok uluslu şirketin yönetim kurulunun başkanını, zamanının pahalı otellerde yaşlı emekli ihtiyarlarla harcamasını göz önüne getirmek fantazi ister.

Bir de şunu düşünelim: Eğer yaşlı ve masum ihtiyarlarla onların genç hayranları sadece şirin bir ortamda bir araya gelmek istiyorlarsa, neden bu ortamları insanlıktan iki ve ya üç duvar ayırıyor? Neden bu organizasyonlar dünyanın en profesyonel istihbarat birimleri tarafından korunuyor?

Buluşmanın bitmesinden çok az süre sonra, ilk bakışta bir birileri ile bağdaşmayan bir dizi olaylar yaşandı: İspanya Kralı I. Juan Carlos, oğlu Asturias Prensi Felipe de Borbon lehine tahtından çekildiğini ilan etti. Avrupa’daki kraliyet ailelerinin gücü dünya kamuoyuna sembolik bir iktidar olarak empoze edilmeye çalışılsa da, bunun hiç de böyle olmadığı bilinen bir gerçektir. Monarşi başında bulunanların ülkenin aynı zamanda Başkomutanı olmaları buna örnek olacak faktörlerden biridir. ??? Kralın bu adımının onu bazı güçlerin dayatması sonunda attığı basına sızan haberler arasındaydı.

Toplantıdan bir hafta bile geçmeden dünya haber ajanslarının dikkatinden başka bir haber nerdeyse kaçmış oldu. Dünyanın en önemli ve en zengin finans kuruluşlarından biri olan Vatikan Bankası’nı denetleyen kurum olarak bilinen Finansal Enformasyon İdersi Yönetim Kurulu üyelerinin hepsi, Papa Francis tarafından tasfiye edildi. Bu kurul, 2010 Aralık ayında, geçen sene garip bir şekilde Papalık tahtından istifa etmiş (ve ya “ettirilmiş”) Papa XVI. Benedictus tarafından kurulmuştu. Papa Francis’in aldığı bu karar, Vatikan Bankası’nın geçmişle olan tüm ilişkilerinin kopması ve bankanın küresel finans sistemine entegre olması almanına gelmektedir. Tabii bu adım küresel para babalarının çıkarlarına hizmet etmektedir.

Hatırlarsanız, toplantı konularından biri Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi idi. Ve işte on gün bile geçmeden İrak’ın “yeniden şekillendirilmesine” tanık olduk. İŞİD yaptıkları İrak’ı üç yere bölerek “şekillendirmeden” başka bir şey miydi yoksa?

Tabii ki yaşanan tüm bu olayların toplantı ile direk bağlantısını kanıtlayan her hangi bir delil yok. Fakat unutmayalım ki, son yıllara kadar kulübün mevcut olması konusundaki bilgiler de dedikodular ve şüpheler düzeyinden çıkmamaktaydı.

Günümüzde her ne kadar mütevazi bile olsa da bu örgütün internet sayfası bile var. Gerçi bunun hangi nedenle yapıldığı kafaları karıştırmaktadır. Çok meraklıların meraklarını gidermek fırsatı mı? Sırlar perdesinin aralanması mı? Veya artık bir özgüven ve gövde gösterisi mi? Bilderberg kulübunu her hangi bir yürütme organı olarak göremeyiz. Sadece her zirve sonrası alınan kararlar ve gelinen kanaatler Avrupa Komisyonu, G7, İMF, Dünya Bankası gibi uluslararası örgütlerin alacağı kararların zeminini oluşturmaktadır. Daha sonra ise ne gariptir ki her hangi bir devlet başkanı “yasallığını kaybeder”, hiç tanımadığımız birisi “milletimizin kurtarıcısı” olarak önümüze konulur ve yıldızı parlar, farklı ükelerde protestolar düzenlenir ve bir başka ülkeler hemen bu olaylar yüzünden “kendi kaygılarını dile getirirler”…

En son Bilderberg zirvesinin yapıldığı Marriot Kopenhag otelinin duvarları arasında dünyanın kaderini belirleyicilerinin hangi kararlar aldığını onların kendileri dışında belki de kimse bilmeyecektir. Belki televizyonlar önünde oturarak terör saldırılarının ne garipse yeraltı servetlerle zengin topraklar üzerinde yapıldığını seyrederken, nedenini doğru düzgün anlamadığımız ekonomik krizler yüzünden işimizi kaybederken, gerçekten mi bizi yöneten insanlara oy verip vermediğimizi kendimize sorgularken, biz bile hatırlamayacağız. Sokaklarda biri birilerine taş ve gaz bombası atanlar Suriye’de ve Ukrayna’da aynı milletin evlatları olmalarına rağmen birlerine keskin nişancıların dürbününden bakanlar bunu düşünecekler mi? Düşüneceklerse ellerindekini doğru hedefe yöneltmeye zamanları kalıcak mı?

Dr. Fuad Hilalov

Facebook Yorumları

yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>